Yakinen biliyorum. AKP’nin yılmaz savunucuları olup, partinin kurulma tarihini bilmeyen çok partili var.
İktidarın yarattığı ‘pembe ve güzel’ tabloyla, hükümetin her dediği ‘doğru’, attığı her adım da ‘gerekli’ gibi görünüyor şu sıralar…
Referanduma gidiyoruz.
Başlıca sorunlarımız bitirilebilmiş değil. Terör yanı başımızda… Yanı başımızda değil, sokakta, evimizin önünde… Küçük Cerenler ağlıyor, Sabahattin’imizin annesi, babası, kardeşinin de acısı dinmiş değil. Dinmeyecek de…
Hükümet ve hükümet üyeleri kusursuz söz cambazı. ‘Siz geldiğinizde sıfır terör vardı’ deniyor. Anlamıyorlar. ‘Borcumuz bu kadar değildi’ diyorlar, anlamıyorlar. ‘Büyük şirketler devletindi, üstelik kâr da ediyordu’ diyorlar. ‘Babalar gibi satarız’ diyorlar.
Başbakan Erdoğan referandumun tarihiyle birlikte netleşmesiyle, idam edilen ülkücü Mustafa Pehlivanoğlu’nun mektubuyla sözde gözyaşı döktü…
Mektup aynı zamanda sansürlüydü. O kısımda da yazanlar aynen şöyle…
''Şu hiç bir zaman unutulmasın ki, Mustafa'lar ölür fakat milliyetçilik fikri ve mücadelesi asla ölmez. Yaşasın uğrunda kellemi verdiğim Türk Milliyetçiliği. Bizim zaferimiz yakındır. Zafer her zaman Cenab-ı Allah'a inananlarındır. Bunun için hiç üzülmeyin. Sizden ricam arkamdan ağlamayın.''
Evet, sözde ağladı çünkü aynı başbakanın bugüne kadar artık her gün verdiğimiz şehitlerimiz için bir damla gözyaşı, -bırakın gözyaşını, yüzüne düşen üzgünlük ifadesi- bile görmedik.
Başbakan aynı başbakan.
Başbakan burayı görmedi, yani görmezlikten geldi…
Belki de alışmıştı sayın başbakan. Bir ülkücünün idam edilmesi onu hüzünlendirdi ve gözyaşlarına boğuldu. ‘Rol modelleri’ de ‘Ağlamasaydı da ya ne yapsaydı’ gibi basiretsiz tümceler kurdu…
***
Bu gözyaşlarının nedenini belli yayın gruplarının haberleriyle hemen anladık. AKP, MHP’nin tabanına oynuyordu. ‘MHP’nin tabanı evet diyecek’ ‘Eski ülkücülerden evet kararı’ gibi maksatlı, hatta maksadını aşan, kafa karıştırmaya dönük yayımlar…
Unutulan bir hesap hatası vardı. Kendileri tavandaydı, ama tabanları yoktu. 9 yıl önce kuruldu ve derme çatma, oradan buradan toplama bir parti olarak, ABD’nin itici desteğiyle iktidara geldi, oturdu. ‘Eski ülkücü’ dedikleri de ‘bugünün AKP’lisiydi.’ Belki de bugüne saklanmışlardı henüz kimliklerini tam bilemediklerimiz…
İktidarın ilk vaatleri arasındaydı Anayasa değişikliği…
Darbeler ülkesi Türkiye’nin hesaplaşması gereken bir zihniyet var elbette.
Kenan Evren’den bizzat yediğim ve buradan aktarmayacağım fırçanın genellemesiyle, evet, darbecilerle hesaplaşılmalıydı. Buna ‘evet’ti. Kaldı ki, 12 Eylül darbe dönemine neden olan askerlerin yargılanmasını aşırı solcular, orta solcular, sağa yakın solcular, kendini solcu sanan solcular, aslında solcu olmayıp kendini solcu diye tanımlayan solcular, yani tüm sol camia istiyordu. Sağ camia da istiyordu…
E, milliyetçi kesimin de hassasiyetleri belliydi. Şehit aileleri, gaziler ve yakınlarına pozitif ayrımcılık. Buraya kadar da ‘evet.’
Burada durmanın lazım geldiği noktalar var. Kuvvetler ayrılığı ilkesini ihlale gidiyorlar. Bırakınız yargının görevini yargı, hükümetin görevini hükümet üyeleri yapsın… Uyuşmazlıkları çözecek kanallar da belli…
Partisine kapatma davası açıldığında, ‘Hukuk siyasi karar veriyor’ diyenler de AKP’li, Ergenekon’dan gözaltılarda ‘Hukuk kusursuz işliyor’ diyenler de… AKP, şaşkın… İktidar yorgunu… Türkiye’yi ‘huk-huk’ devletine çevirdiler…
Bir ‘hayır’ yeter…