EĞİTİM
Giriş Tarihi : 08-04-2022 14:37   Güncelleme : 08-04-2022 14:37

Üniversitede öğretim üyelerinin kadro problemi iddiası

Üniversitede öğretim üyelerinin kadro problemi iddiası

Üniversitede öğretim üyelerinin kadro problemi iddiası
SAVRAN: “MSKÜ’DE ÖĞRETİM ÜYELERİ KADRO PROBLEMİYLE KARŞI KARŞIYA”
Eğitim-Sen Muğla Şube Başkanı Birdal Savran, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi’nde (MSKÜ) çok sayıda öğretim üyesinin kadro problemi ile karşı karşıya kaldığını söyledi. 
Savran, “200’e yakın bilim emekçisinin doktor öğretim üyeliği, 80’den fazla bilim emekçisinin Doçentlik kadrosu beklediği, 50’den fazla bilim emekçisinin doçentlikte 5 yılını doldurmasına rağmen profesörlük kadrosuna atanmadı gözlemlenmektedir” dedi.

Eğitim-Sen Muğla Şube Başkanı Birdal Savran yaptığı yazılı açıklamada, MSKÜ’de çok sayıda öğretim üyesinin kadro problemi ile karşı karşıya kaldığını, 50’den fazla öğretim üyesinin doçentlikte 5 yılını doldurmasına rağmen profesörlük kadrosu beklediğini ifade etti.
Savran, açıklamasında, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesindeki çok sayıda öğretim elemanımızın kadro problemiyle karşı karşıya olduğunun gözlendiğini ileri sürdü.
200’e yakın bilim emekçisinin doktor öğretim üyeliği, 80’den fazla bilim emekçisinin doçent unvanını almış olmasına rağmen doçentlik kadrosu beklediği belirten Savran, “50’den fazla bilim emekçisinin doçentlikte 5 yılını doldurmasına rağmen profesörlük kadrosuna atanmadığı gözlemlerimizin arasındadır. Bunu somutlaştırmak gerekirse 2015 yılında doktorasını bitirdiği halde hala da öğretim üyesi kadrosunu bekleyen, 2013 yılında Doçent olarak atanmasına rağmen 2019 yılından beri profesörlük kadrosu bekleyenlerle karşı karşıya kaldığımızı görüyoruz. Mevcut akademik koşulları sağlamasına rağmen son derece ‘keyfi’ nedenlerle çok sayıda akademisyene yıllardır kadro unvanlarını verilmezken. Bazılarının ‘Başarıları’ da adeta yazgı gibi sorunsuz bir şekilde devam etmekte, kariyer basamakları hızla tırmanılmaktadır.” ifadelerini kullandı.
Savran, çok sayıda akademisyenin kadro problemiyle karşı karşıya kalmasının akademik faaliyetlere doğrudan etki etmekte, akademisyenlerin özlük hakları üzerinde sonuç doğurmakta olduğunu savunarak, şunları kaydetti:
“Akademik gereklere ve liyakate değil, gücün istek ve inisiyatifine göre işleyen bu süreç, akademinin ve akademisyenlerin baskı altında tutulmasının, üniversitelerde yandaş kadrolaşmanın bir aracı haline gelmiştir. Üniversitelerimiz 84 milyonun emeğiyle, kamunun var ettiği, ülkenin yarınlarının akılla, bilimle inşasını sağlayacak kurumlarımızdır. Kaynakların tüm toplumun ve kamunun yararı için kullanılması temel hedef olmalıdır. Hâlihazırda üniversite eğitiminin sorunlarına çözüm bulmak yerine kadrolaşmanın temel alınması üniversite açısından da toplum açısından da mezun sayılarını artırmaktan başka bir işe yaramayacağı açıktır.”
“GELECEK HAYALİ KURMANIN ÖNÜNDE ENGEL”
Üniversitelerin kurumsal özerkliği, bilimsel bilgi üretiminin, hakikat arayışının, akademik özgürlüklerin, düşünce ve ifade özgürlüğünün dışarıdan gelecek müdahaleler karşısında korunmasını ifade ettiğini vurgulayan Savran, şöyle devam etti:
“Muğla halkının katkı sunduğu üniversitemizi itibarsızlaştıran, emek veren bilim emekçilerinin katkılarını yok sayan, kurumsallaşmanın, iş barışının ve çalışanlarının motivasyonunu olumsuz etkileyen, üniversitenin şehirle bağını koparan bu tür haberler hepimizi derinden üzmektedir.  Bu durum eğitim yoluyla, bir gelecek hayali kurmanın önünde engel olmaktadır. Adalet duygusu ve yurttaşlık bağı zayıflamış her 10 gençten 6’sı yurt dışına gitme hayali kurmaktadır. Kamu kaynaklarının tüm yurttaşlara eşit yurttaşlık ilkesi ve kamu yararı gözetilerek sunulması hepimizin en büyük sorumluluğudur. Nitelikli eğitim, eleştirel düşünce ve yaratıcı araştırmanın yolu; standardizasyon ve akreditasyondan/dışsal denetimden değil, demokratik katılım ve kamusal denetimden geçmektedir. Etkinliklerin/işin en iyi denetim yolu; akademik topluluğun öğrencisi ve tüm çalışanlarıyla demokratik kurullar yoluyla değerlendirme ve denetimi; bilimsel özgürlüğü ve kurumsal özerkliği zedelemeden bunun kamu denetimiyle desteklenmesidir.”
“HAK VE ÖZGÜRLÜKLERİMİZİ HATIRLATMAK İSTERİZ”
Savran, Anayasa’nın 90. maddesine göre, Anayasa hükmünde olan başta Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS), ILO Sözleşmeleri (87, 98 ve 111 no’lu sözleşmeler), Avrupa Sosyal Şartı, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, BM Uluslararası Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi, BM Uluslararası Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi, BM Eğitimde Ayrımcılığa Karşı Uluslararası Sözleşme, Akademik Özgürlük ve Yükseköğretim Kurumlarının Özerkliği Hakkında Lima Bildirgesi (Lima), Yükseköğretim Akademik Personelinin Durumuna İlişkin UNESCO Tavsiye Kararları ile garanti altına alınmış olan hak ve özgürlüklerini hatırlattı.
“ÜNİVERSİTELERİNE SAHİP ÇIKMAYA ÇAĞIRIYORUZ”
“Bugün ülkemizde hala üniversitelerden ve akademiden umudu kesmemişsek eğer, üniversite bileşenlerinin bir biçimde akademik özgürlüğe ve üniversitelerin kurumsal özerklik fikrine sahip çıkma mücadelesini canlı tutması sayesindedir.” ifadelerini kullanan Savran, şunları aktardı:
“Eğitim Sen olarak, bu karanlık tablo karşısında bulunduğu yer neresi olursa olsun, tek başına ya da kolektif biçimde direnen herkesi selamlıyor, örgütlü gücümüzle bu düzeni değiştireceğimizi yineliyoruz. Üniversitede ciddi bir kamu hizmeti yürütüldüğünün bilincinde olan; her türlü baskıdan uzak, evrensel ve özgür düşüncenin üretilmesine, demokratik tartışmaya zemin yaratan; kurumsal yararı ve akademik ilkeleri kişisel önceliklere ve çıkarlara, küçük hesaplara kurban etmeyen; eleştiri ve itiraz hakkına saygı duyan; üniversiteyi, üniversitenin tüm bileşenleriyle birlikte yönetilebilecek bir üniversite yönetimine her türlü katkıyı sunacağımızı belirtiriz. Tüm üniversite bileşenlerini üniversitelerine sahip çıkmaya çağırıyoruz.”