İçeride Muhalefet, Dışarıda Devlet Aklı: “Onlar Sanıyorlar ki…”

Prof.Dr. Bekir TAVAS

25-09-2026 12:06

 

 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Birleşmiş Milletler kürsüsündeki konuşmasında beni en fazla düşündüren anlardan biri, Sezai Karakoç’un “Onlar Sanıyorlar ki” şiirine başvurmasıydı.

Çünkü bazen bir şiir, sayfalar dolusu siyasi analizden daha güçlü bir hafıza oluşturur.

Karakoç’un şiirindeki temel duygu; unutulduğu, sustuğu veya geri çekildiği sanılan bir iradenin aslında varlığını sürdürmesidir. Erdoğan’ın bu şiiri BM kürsüsüne taşıması da konuşmaya yalnızca siyasi değil, tarihsel ve kültürel bir anlam yükledi.

Türkiye’nin dış politikasını değerlendirirken tam da burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor.

İçeride muhalefet olur. Hem de güçlü olur.

Ekonomi eleştirilir. Adalet tartışılır. Eğitim, liyakat, hayat pahalılığı ve kamu yönetimi sorgulanır. Hükümetlerin yanlışları açıkça söylenir.

Demokrasi bunu gerektirir.

Ancak dış politikada mesele Türkiye’nin egemenliği, güvenliği ve uzun vadeli millî çıkarları olduğunda günlük siyasi rekabetin üzerinde bir devlet aklı gerekir.

Bu, “dış politika eleştirilemez” demek değildir.

Tam tersine, dış politika da eleştirilir. Yanlış kararlar sorgulanır, alternatif politikalar ortaya konulur. Fakat ölçü, “Bunu Erdoğan söyledi, öyleyse karşı çıkalım” veya “Erdoğan söyledi, öyleyse doğrudur” anlayışı olmamalıdır.

Ölçü Türkiye olmalıdır.

Gazze ve Filistin meselesi, BM sisteminin adaleti, uluslararası hukukun uygulanması ve Türkiye’nin bölgesindeki güvenlik sorunları bir siyasi partinin seçim sloganlarından daha büyük meselelerdir.

Hükümetler değişir.

Liderler değişir.

Partiler değişir.

Ama devlet kalır.

Sezai Karakoç’un dizelerinin BM kürsüsünde yankılanmasının anlamını da burada aramak gerekir. Türkiye yalnızca bugünün siyasi tartışmalarından ibaret değildir. Arkasında yüzyılların devlet tecrübesi, medeniyet hafızası ve jeopolitik birikimi vardır.

Washington kendi çıkarına bakıyor.

Moskova kendi çıkarına bakıyor.

Avrupa başkentleri kendi çıkarlarına bakıyor.

Öyleyse Ankara’nın pusulası da Türkiye Cumhuriyeti’nin uzun vadeli çıkarları olmak zorundadır.

Bu nedenle muhalefetin görevi dış politikada iktidarın arkasında koşulsuz biçimde hizalanmak değildir. İktidarın görevi de kendi dış politika tercihlerinin tamamını “devlet politikası” ilan ederek eleştiriden muaf tutmak değildir.

Devlet aklı bundan daha derin bir kavramdır.

İçeride sonuna kadar demokrasi.
İçeride sonuna kadar eleştiri.
Dışarıda ise Türkiye’nin çıkarları etrafında ortak akıl.

Sezai Karakoç’un şiirinden BM kürsüsüne uzanan mesajı ben böyle okuyorum:

Birileri Türkiye’nin yorulduğunu düşünebilir.

Birileri sustuğunu sanabilir.

Birileri tarihinden ve iddiasından vazgeçtiğini zannedebilir.

“Onlar sanıyorlar ki…”

Oysa devletlerin hafızası seçim dönemlerinden, hükümetlerden ve liderlerden daha uzundur.

Bugün tartışılması gereken Erdoğan’ı sevmek ya da sevmemek değildir.

Mesele Erdoğan değil, Türkiye’dir.

Ve Türkiye’nin dış politikadaki pusulasında parti amblemleri değil, Türkiye Cumhuriyeti’nin devlet aklı ve millî çıkarları bulunmalıdır.

DİĞER YAZILARI Muğla’da Cumhur İttifakı Ortak mı, Rakip mi? 01-01-1970 03:00 12 Eylül: Demokrasiye Vurulan Darbenin Bitmeyen Gölgesi 01-01-1970 03:00