Bir Dua, Bütün Hayırları İçine Alabilir mi?
İnsan, hayatı boyunca pek çok şey ister. Sağlık, huzur, bereket, başarı, af, güven, hayır ve güzel bir gelecek…
Bazen ne isteyeceğini bilemez. Bazen gönlündeki arzuları kelimelere dökemez. Bazen de sayısız duanın arasında hangi duayı okuyacağını şaşırır.
İşte böyle zamanlarda, Peygamber Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) öğrettiği kapsamlı bir dua, mümin için büyük bir hazine niteliğindedir.
Rivayet edildiğine göre Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), ashabına pek çok dua öğrettikten sonra sahabeler:
“Yâ Resûlallah! Bu kadar çok dua ettin, biz bunların hepsini ezberleyemedik.” deyince, Efendimiz şöyle buyurmuştur:
“O duaların hepsini içine alan bir duayı size öğreteyim mi?”
Ardından şu duayı öğretmiştir:
Allâhümme innî es’elüke min hayri mâ seeleke minhü nebiyyüke Muhammedün sallallahu aleyhi ve sellem. Ve neûzü bike min şerri mesteâzeke minhü nebiyyüke Muhammedün sallallahu aleyhi ve sellem. Ve ente’l-müsteân, ve aleyke’l-belâğ, ve lâ havle velâ kuvvete illâ billâh.
Anlamı:
“Allah’ım! Peygamber’in Muhammed’in (sallallahu aleyhi ve sellem) Senden istediği bütün hayırları ben de Senden isterim. Peygamber’in Sana sığındığı bütün şerlerden ben de Sana sığınırım. Yardım ancak Senden beklenir. Her şeyin neticesi Sana aittir. Günahtan kaçacak güç ve ibadet edecek kuvvet ancak Allah’ın yardımıyladır.”
Bu dua, insanın bilmediği hayırları da Allah’tan istemesini; farkında olmadığı şerlerden de Allah’a sığınmasını öğretir.
Çünkü insan sınırlı görür, Allah ise her şeyi bilir.
İnsan bugün kendisi için hayır zannettiği bir şeyin yarın büyük bir imtihan olacağını bilemeyebilir. Yine insan, kendisine kötü görünen bir olayın içinde büyük bir hayır saklı olduğunu da fark edemeyebilir.
Bu nedenle kul, Rabbine şöyle teslim olur:
“Allah’ım! Ben her şeyi bilemem. Senin Peygamberin hangi hayırları istediyse, ben de onları isterim. Hangi şerlerden Sana sığındıysa, ben de onlardan Sana sığınırım.”
İşte bu, duada teslimiyetin en güzel örneklerinden biridir.
HEDİYEYE DEĞİL, HAKK’A BAK!
Kur’an-ı Kerim’de Neml Suresi’nde Hz. Süleyman (aleyhisselam) ile Sebe Melikesi arasında geçen olay, insanın dünya malı karşısındaki duruşunu da bizlere öğretir.
Sebe Melikesi, Hz. Süleyman’a bir hediye göndermişti. Ancak Hz. Süleyman’ın cevabı, iman ve izzet sahibi bir insanın dünya malına bakışını ortaya koyuyordu:
“Siz beni mal ile desteklemek mi istiyorsunuz? Oysa Allah’ın bana verdiği, size verdiğinden daha hayırlıdır.”
Bu söz, yalnızca bir hediyeyi reddetmek değildir.
Bu söz; makamın, servetin, menfaatin ve dünyanın insanın imanından daha değerli olmadığını anlatan büyük bir duruştur.
Bugün insanın imtihanlarından biri de sahip olduklarıyla değer ölçmeye başlamasıdır.
Oysa Allah’ın verdiği sağlık, iman, huzur, aile, güven ve gönül zenginliği; dünyanın hiçbir servetiyle satın alınamaz.
Bazen insan çok şeye sahip olur ama huzuru olmaz.
Bazen hiçbir şeyi yok zanneder ama gönlünde Allah vardır ve aslında en büyük servete sahiptir.
Çünkü gerçek zenginlik, yalnızca malın çokluğu değil; gönlün Allah’a bağlılığıdır.
İNSAN RUHUNU NE KARARTIR?
Şöyle hikmetli bir söz vardır:
“İnsan ruhunu iki şey karartır: Susulacak yerde konuşmak ve konuşulacak yerde susmak.”
Ne kadar derin bir söz…
Bazı insanlar konuşmaması gereken yerde konuşur. Gıybet eder, dedikodu yapar, insanların ayıplarını araştırır, söz taşır.
Bazı insanlar ise konuşması gereken yerde susar.
Haksızlık karşısında susar. Doğrunun yanında durmaz. Bir insanın hakkı yenirken görmezden gelir.
Oysa hikmet, her zaman konuşmakta veya her zaman susmakta değildir.
Hikmet; nerede konuşacağını, nerede susacağını bilmektir.
Dil, insanın hem en büyük nimeti hem de en büyük imtihanlarından biridir.
Bir söz gönül yapabilir.
Bir söz gönül yıkabilir.
Bir söz insanı Allah’a yaklaştırabilir.
Bir söz ise insanı günaha sürükleyebilir.
Bu nedenle mümin, konuşmadan önce düşünmelidir:
“Söyleyeceğim söz hak mı? Faydalı mı? Gerekli mi?”
Eğer değilse, susmak çoğu zaman en güzel cevaptır.
GERÇEK DOST ELEŞTİRMEKTEN KORKMAZ
Bir başka hikmetli sözde şöyle denir:
“Olgun bir adamı dost edinmek isterseniz, onu eleştirin. Basit bir adamı dost edinmek isterseniz, onu methedin.”
Bu söz, insan ilişkileri açısından önemli bir gerçeğe işaret eder.
Gerçek dost, insanın her yaptığını alkışlayan kişi değildir.
Gerçek dost, yanlış gördüğünde kırmadan, incitmeden ve samimiyetle uyarabilendir.
Sürekli övülmek isteyen insan, zamanla kendi kusurlarını göremez hâle gelebilir.
Oysa insanı geliştiren şeylerden biri de samimi uyarılardır.
Elbette eleştiri; hakaret etmek, küçümsemek veya insanın onurunu kırmak değildir.
Gerçek eleştiri, iyiliği istemektir.
Gerçek dostluk, insanın yüzüne başka, arkasından başka konuşmak değildir.
Gerçek dostluk; gerektiğinde susmak, gerektiğinde uyarmak ve her durumda samimiyeti korumaktır.
NE KADAR BİLİRSEN BİL…
Sâdi Şirâzî’nin şu sözü, ilim ve tevazu arasındaki dengeyi çok güzel anlatır:
“Ne kadar bilirsen bil, bilmediğin haddinse, bence hiçsin.”
İlim, insanı kibirli hâle getiriyorsa o ilmin ruhu anlaşılmamış demektir.
Gerçek bilgi, insanın ne kadar çok şey bildiğini değil, aslında ne kadar çok şeyi bilmediğini fark ettirir.
İnsan öğrendikçe tevazu sahibi olmalıdır.
Çünkü insanın bilgisi sınırlıdır.
Allah’ın ilmi ise sonsuzdur.
Bu nedenle ilim sahibi insanın en güzel süsü kibir değil, tevazudur.
İlim; insanı Allah’a yaklaştırıyorsa nimettir.
İlim; insanı insanlardan üstün görmeye başlatıyorsa büyük bir imtihandır.
SON SÖZ
Hayat bize her gün yeni bir şey öğretir.
Bazen bir dua ile…
Bazen bir ayetle…
Bazen bir dostun uyarısıyla…
Bazen de yaşadığımız bir imtihanla…
Önemli olan, bütün bunlardan ibret alabilmektir.
Rabbimizden, Efendimiz’in öğrettiği hayırları istemeyi ve O’nun sığındığı şerlerden Allah’a sığınmayı nasip etmesini dileyelim.
Dilimizi gereksiz sözlerden koruyalım.
Konuşulacak yerde susmayalım, susulacak yerde de konuşmayalım.
Gerçek dostlarımızın samimi uyarılarını düşmanlık değil, iyilik olarak görelim.
Ve bildiklerimizle kibirlenmek yerine, bilmediklerimizin farkına vararak Rabbimizin huzurunda daima tevazu sahibi olalım.
Çünkü kulun gerçek büyüklüğü, ne kadar bildiğinde değil; bildikleri karşısında ne kadar haddini bildiğindedir.
Rabbim bizleri hayırları isteyen, şerlerden sakınan, doğru yerde konuşan, doğru yerde susan, samimi dostluklar kuran ve ilmiyle amel eden kullarından eylesin. Âmin.
SERDAR CEMAL HOCA
Kur’ân Okunduktan Sonra Yapılan Dua Daha mı Makbuldür?
AKIN TEZEL
Öfke Patlaması
Serapla Tatlı Sert
Muğla’da Hesaplaşma Dili Siyaseti Zehirler
Cemal Demirtaş
Bir Oğuz Vak'ası
YUSUF POLAT
Zirveye daha da zirveye
ERHAN DARGEÇİT
TBMM kapanmamalıdır
Hakan'ın Kalemin'den
Sevgili Dostlar...
DR.İSMAİL TEKPINAR
FİLİSTİN DE SOYKIRIM VAR SESLERİNİ DUYAN VAR MI?