Osmanlı tarihi, sadece muazzam fetihlerle değil, bu fetihleri mümkün kılan yüksek ahlaki değerler ve askeri disiplin ile de doludur. Yavuz Sultan Selim'in Mısır Seferi (Mercidabık ve Ridaniye Muharebeleri) sırasında yaşanan bir olay, bu disiplinin ve helal rızık anlayışının zaferdeki kritik rolünü gözler önüne seren çarpıcı bir tarihi ibret öyküsüdür. Bu olay, Osmanlı ordusunun disiplini, İslami hassasiyet ve liderlik vasıfları açısından altın harflerle yazılmayı hak eder.
Gebze'de Duran Ordu ve Padişahın Şüphesi
Mısır seferi yolunda ilerleyen Osmanlı ordusu, verimli topraklardan, bağlardan, bahçelerden geçiyordu. Her yan salkım salkım üzümler, olgunlaşmış türlü meyveler ile doluydu. Askerler uzun ve yorucu bir yolculuğun ortasındaydı. Ordu, Gebze yakınlarında mola verip konakladığı zaman, dönemin güçlü hükümdarı Yavuz Sultan Selim'in kalbine ani bir endişe düştü. Etraftaki bu cazip meyveler karşısında askerlerinin sabrı sınanmış olabilir miydi? "Acaba," diye düşündü Yavuz, "sahibinden izinsiz bir tek elma koparan, bir salkım üzüm alan askerim var mı?"
Bu, sıradan bir disiplin kontrolünden çok daha derin bir kaygıydı. Yavuz Sultan Selim, bir cihat ordusunun temelini oluşturan manevi temizlik ve haram yememek ilkesinin ne denli hayati olduğunu çok iyi biliyordu. Haram lokma, sadece bireysel bir günah değil, tüm ordunun maneviyatını, bereketini ve dolayısıyla zafer umutlarını zedeleyebilecek bir tehlikedeydi.
Araştırma Emri ve Şaşırtan Sonuç
Bu endişeyle hiç vakit kaybetmeden derhal bir araştırma emri verdi. Komutanlar, askerlerin üzerinde, çantalarında, eşyalarında en ufak bir iz aramak üzere harekete geçti. Yapılan titiz askeri denetim ve teftiş sonucu ortaya çıkan manzara, padişahı hem rahatlatan hem de gururlandıran türdendi:
Yapılan araştırmada, tek bir asker üzerinde bile sahibinden izinsiz alınmış ne bir salkım üzüm, ne bir elma, ne de herhangi bir meyve bulunamadı. Hatta raporlar, askerlerin tek bir üzüm tanesine dahi el sürmediğini, o bağ ve bahçelerden geçerken sıkı disiplin ve dini hassasiyet içinde davrandıklarını gösteriyordu. Osmanlı askerinin ahlakı ve itaati bir kez daha ispatlanmıştı.
Yavuz'un Şükrü ve Tarihi İkazı
Bu beklenmedik durum (aslında beklenen ama yine de etkileyici olan sonuç) padişaha arz edildiğinde, Yavuz Sultan Selim'in yüzündeki endişe bulutları dağıldı, yerine derin bir rahatlama ve minnet duygusu yerleşti. Gözlerini semaya çevirerek, içten bir şükürle ellerini kaldırdı ve şöyle niyaz etti:
"Ey Allah’ım! Bana haram yemeyen bir ordu ihsan ettiğin için sana sonsuz şükürler olsun."
Ancak Yavuz'un bu rahatlamasının ardında, ne kadar ciddi bir prensibe bağlı olduğunu gösteren çarpıcı bir açıklama daha vardı. Hemen ardından, Yeniçeri Ağası'na dönerek, tarihe geçecek o sert uyarıyı ve liderlik prensibini dile getirdi:
"Eğer askerlerimden bir tek kimse sahibinden izinsiz bir meyve koparsaydı Mısır seferinden vazgeçerdim. Çünkü haram yiyen bir ordu ile beldelerin fethi mümkün olmaz."
Haram Yememenin Fetihle İlişkisi: Zaferin Manevi Temeli
Yavuz Sultan Selim'in bu kesin ifadeleri, sadece bir disiplin anlayışını değil, çok daha derin bir inanç ve stratejik vizyonu ortaya koyuyordu. Ona göre:
Manevi Temizlik Zafer Şartıydı: Bir ordunun fiziksel gücü ve silahı ne kadar üstün olursa olsun, helal kazanç ve temiz niyet üzerine kurulmamışsa, ilahi yardımdan ve bereketten mahrum kalırdı.
Disiplin ve İtaat Ruhu: Sahibinden izinsiz en ufak bir şeyi almak, askeri disiplini zedeler, itaatsizlik tohumları ekerdi. Bu küçük görünen ihlaller, zamanla büyük düzensizliklere yol açabilirdi.
Adalet ve Hakkaniyet: Fethedilecek topraklara adalet götürmek iddiasında olan bir ordu, yolda bile en küçük bir haksızlık ve kul hakkı yemekten uzak durmalıydı. Fetih, zulümle değil, adaletle taçlandırılmalıydı.
Liderin Sorumluluğu: Lider, sadece askerlerini savaşa değil, ahlaki değerlere ve dini vecibelere uygun davranmaya da sevk etmekle yükümlüydü. Zaferin manevi temellerini sağlam atmak, liderin en önemli göreviydi.
Günümüze Işık Tutan Bir Tarihi Ders
Bu Gebze'deki duruş, sadece 16. yüzyıl için değil, tüm zamanlar için geçerli olan evrensel bir liderlik dersi ve ahlaki prensip sunuyor. Yavuz Sultan Selim'in bu tavrı, başarının sırrının sadece maddi güçte değil, maneviyatta, temiz bir niyette, adalette ve sıkı bir disiplinde yattığını gösteriyor. "Haram yiyen ordu ile fetih mümkün olmaz" sözü, sadece askeri zaferler için değil, günlük hayatta, iş dünyasında, toplumsal ilişkilerde de başarı ve huzurun ancak helal daire içinde, hakkaniyetle, emanete riayet ederek ve kul hakkına girmeden mümkün olduğunu hatırlatan ebedi bir hikmet ve ibret vesikasıdır. Bu Osmanlı fazileti, dürüstlüğün, disiplinin ve maneviyatın gücünün, kılıçtan ve kuvvetten çok daha kalıcı olduğunu kanıtlayan bir tarihi mirastır.
Cemal Demirtaş
Bir Oğuz Vak'ası
SERDAR CEMAL HOCA
TEVBE GECİKTİRİLMEZ: KUL İLE ALLAH ARASINDAKİ EN CİDDİ HESAP
Serapla Tatlı Sert
Gücün Yanında Duranlar, Zamanı Gelince Görünür Olur
AKIN TEZEL
Siyaset Üstü Kalmak
YUSUF POLAT
Zirveye daha da zirveye
ERHAN DARGEÇİT
TBMM kapanmamalıdır
Hakan'ın Kalemin'den
Sevgili Dostlar...
DR.İSMAİL TEKPINAR
FİLİSTİN DE SOYKIRIM VAR SESLERİNİ DUYAN VAR MI?